Ferit Dansık (PrintPark Yönetim Direktörü) “Önümüzün açık olduğunu düşünüyorum, bu sene de büyüyeceğiz”

  • Düz ambalajdan yüksek katma değerli ambalajlara kadar geniş yelpazede üretim yapan PrintPark ihracatla büyüyor.
  • Firma, Endüstri 4.0 çalışmalarına başlayarak yeni katma değerli ve nitelik arttırıcı yatırımlara imza attı. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Türkiye’deki ilk Konica Minolta MGI JETvarnish’e yatırım yapıldı.
  • PrintPark Dünyanın farklı lokasyonlarında küresel markalara hizmet veren Global Packaging Alliance Grubunun Türkiye’deki yeni üyesi oldu. Grubun dünya çapında 9 üyesi var.

1974 yılında Memet Dansık öncülüğünde kurulan ve 1995 yılından itibaren ikinci jenerasyonun devreye girmesi ile sürekli yenilikçi bir politika izleyerek yükselişini sürdüren Venk Ofset yurt içinde ve yurt dışında tanınan bir marka yarattı: PrintPark. Bu marka daha sonra (2012 yılında) firmanın ticari ünvanı oldu: PrintPark Ofset ve Ambalaj Sanayi Ticaret Limited Şirketi.

Memet Dansık PrintPark Onursal Başkanı olarak halen işinin başında. Yönetim ise tamamen iki kardeşte. İdari yönetici olan Ferit Dansık ihracat, satış, satın alma, insan kaynakları gibi yönetimsel alanlardan sorumlu. Teknik Yönetici olan Turan Dansık üretimden sorumlu.

Düz ambalajdan yüksek katma değerli ambalajlara kadar geniş yelpazede üretim yapan PrintPark daha çok yurt dışında aldığı ödüller ve katıldığı fuarlarda sergilediği katma değeri yüksek ürünlerle sektörün gündeminde.

İhracatla büyüyen PrintPark rakiplerini hep yabancı şirketlerden seçti ve çıtasını hep yüksek tutarak bugünlere geldi. 2011 yılında entegrasyonu tamamlayan 2013 yılında yeni binasına taşınan firma 2016 yılında üçüncü üretim hattını kurdu ve geçtiğimiz yıl Endüstri 4.0 çalışmalarına başlayarak yeni katma değerli ve nitelik arttırıcı yatırımlara imza attı.

Dünyanın farklı lokasyonlarında küresel markalara hizmet veren Global Packaging Alliance’ın 9. üyesi olarak Türkiye’den seçildi.

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Türkiye’deki ilk Konica Minolta MGI JETvarnish’e yatırım yapan firma ağırlığını katma değerli ürünlerden yana koyduğunu gösterdi.

Tüm bu gelişmelerin ışığında PrintPark Yönetim Direktörü Ferit Dansık sorularımızı yanıtladı.

Konica Minolta MGI JETvarnish dijital lak varak makinesi yatırımı yapan Türkiye’deki ilk ve tek firmasınız. Yatırım sürecinizi anlatır mısınız?

Her zaman dünyadaki trendleri daha yakından takip etme arzusundaydık ama ihracat yapan, ihracatla büyüyen bir firma olarak artık bu konuda çok daha süratli olmamız gerekiyor. Biz bugüne kadarki hiçbir yatırımımızı ülkemizdeki komşu bir firmaya rakip olmak için yapmadık; bir Alman, Fransız, İtalyan firmasına rakip olmak için yaptık. Bu da bizim çıtamızı hep yüksek tuttu.

Dünya trendine baktığımız zaman dijital üretimde ciddi bir artış söz konusu. Biz de dijitale girmek için son iki senedir ciddi araştırmalar yapıyoruz. Yapmış olduğumuz denemeler bize katma değerli ambalajda dijital baskısının şu anda iyi bir noktaya gelmemiş olduğunu gösterdi. Bunun için 2020 Drupa fuarını görelim istiyoruz.

Öte yandan MGI’nin dijital lak varak makinesinin yatırımını yaptık çünkü burada teknolojinin bir yere gelmiş olduğunu gördük. MGI, üretim metodu itibarıyla dijital ama tamamen dijital üretime yönelik değil. Biz de bu makineyi dijital üretim kapsamında düşünmedik.

MGI Türkiye’deki ilk makine ama dünyada da sınırlı sayıda kurulumu var. Know How’a açık bir konu olduğu için ilk iki ay makineyi tanıma ve uygulamayı öğrenme şeklinde kendimizi geliştirmek adına denemelerle geçti ama şimdi reel üretime geçtik. Hem iç piyasada hem ihracata yönelik ürün satışı yaptık. Dijital varak uygulamamız raflarda yerini aldı. Gelişmeye açık tarafları her zaman var ama şu ana kadar memnunuz.

MGI size ne kattı ve nasıl kullanıyorsunuz?

MGI, normal tekniklerle yapamadığımız bazı uygulamaları yapabilmemizi sağladı. Mesela MGI’daki varak baskı sıcak varak baskıya göre çok daha parlak ve kabartmalı olarak varak baskı yapabiliyorsunuz.

Sıcak varağın yapamadığı birçok şeyi yapabiliyor. Her şeyden ziyade tasarımda nasıl durur endişesi yaşayan müşterilerimize karşı dijital provada çok daha rahat eder konuma geldik. Bir ürün geliştirme aşamasında tasarımı varaklı olarak sunabiliyoruz. Bazı üretimlerde müşteri üretimlere refakat ediyor. Klişede bir şeyi sevmiyor, şurası da varak olsun dediğinde bizim onu değiştirmemiz MGI ile şimdi bir dakika. Diğer türlü olsa klişe değişecek. Ürün geliştirmede kabiliyet açısından sıcak varakta zorlandığımız ince detayları açısından rahatlık sağladı.

Makine 2,5 mm kadar kâğıt yürütebilecek durumda. Her şey bir kenera gofreli olarak basabiliyorsunuz. Normalde gofreli varak yapmak için pirinç klişe kullanmak lazım, magnezyum klişe ucuz ama pirinç klişe çok pahalı. Onu da hesap edince avantajları oluyor.

Varak özel mi?

Varağı özel ama sadece bir firma yapmıyor. Her varak firmasının dijital serisi de var. Tabii ki normal sıcak varağa göre daha maliyetli ama çok yüksek adetli olmayan, tek seferlik işlerde kazanç sağlıyor.

Doğru işi doğru şekilde seçmek gerekiyor. Zaten ayar süreleri ve özellikle klişe ücretleri Avrupa’da çok pahalı olduğundan Avrupalıların buna geçmeme gibi bir ihtimalleri yok. Avrupalı Türkiye ile rekabet edebilmek için dijitale giriyor. Biz onlara rakip olduğumuz için onlar dijitali kullanıyorsa bizim de kullanmamız gerekiyor. Biz bu işe yatırım yaparken bunu da düşündük. Bence her bir Türk firması elinden geldiğince yeni teknolojileri zorlamalı. Yıllarca ikinci el makinelerle iş yapıldı. İkinci el makine çöplüğü olma yolunda ilerlemenin faydası yok. Biz 2006 yılından bu yana hiçbir yatırımımızda ikinci el makine tercih etmedik. Her zaman katma değeri ön plana çıkarmak gerek, krizler çıktıkça bunu anlar hale geliyoruz. Türkiye’nin tek kurtuluşu yükte hafif pahada ağır ürünler satmak.

MGI’ı doğrudan Avrupa’dan mı aldınız?

Evet, Fransa’dan aldık ama desteğini Türkiye’den alıyoruz. Özellikle 70×100 ebadı olması dikkatimizi çekti. O bizi çok cezbetti. Güzel bir yatırım olduğunu düşünüyoruz

Karton ambalaj üretiminin yanı sıra sıvamalı işler de yapıyorsunuz. Üretim sürecinizden söz eder misiniz?

Tabakadan tabakaya üretim yapıyoruz. Biz 2011 yılında entegrasyonu tamamladık. Dışarıda fason olarak iş yaptırmaya sıcak bakmıyor; kendi kalite güvencemizi, kalite kontrolünü yapamadığımız işe girmiyoruz. Bu anlamda verimliliğe de bakmadan haftada bir gün çalışacak bir makine bile olsa entegrasyonu sağlayan yatırımı yaptık. Sıvama hattı da keza öyle ama şimdi ciddi ciddi iş yapılıyor.

Tek vardiya çalışıyoruz. Tek vardiyayı fazla mesailerle destekliyoruz. Bizim vardiyaya dönmemiz gerçekten daha zor çünkü nitelikli iş yapıyoruz. Bir terfi sistemi oluşturduk. Kendi geliştirdiğimiz elemanların alt kadrosunu besleyecek bir mekanizma kurduk. Şu ana kadar da iyi gidiyoruz.

“MGI yatırımlarımızdan yalnızca biri”

Geçtiğimiz yıl yaptığınız yatırımlar MGI ile sınırlı değil, bunlardan söz eder misiniz?

Biz geçen sene toplu bir yatırım yaptık. MGI bunlardan bir tanesiydi. Yine trendleri takip ederek soğuk varak baskı hattını kurduk. Ofsette inline olarak soğuk varak basabiliyoruz. Hollanda menşeli Vinfoil firmasının makinesi. Soğuk varak çıkalı çok oldu ama son iki yıldır artan bir trend gösteriyor. Kalite yükseldi, makinelerin sarfiyatını azaltma konusundaki çalışmalar arttı, folyolar istenilen parlaklığa geldi. Çevreci olmasından dolayı yurt dışında daha çok tercih edilir hale geldi ve yaygınlaşmaya başladı. Bu makineden de Türkiye’de kimsede yok. Birkaç başarısız girişim oldu ama sağlıklı çalışan bir sistem yok.

Avrupa’ya rakipsek bunu kurmamız lazım dedik. Çünkü bizim %40 direkt, %40 dolaylı ihracatımız var. Dolaylı ihracattan kastım; ambalaj, Türkiye’de üretilen ürünün ambalajı ama ürün Türkiye’de satılmıyor. Kozmettikten gıdaya Türkiye’de birçok firmanın üretimi var. Bizim kalitemizde iş isteyen markalar bunlar. Bunun için her zaman yeni trendleri yakalamamız lazım.

Geçen sene aldığımız bir diğer makine de Bobst tam ayıklamalı kesim makinesiydi. Bizde zaten 4 adet Bobst kesim ayıklama makinesi vardı ama tam ayıklamalı makine yoktu. Bu paketin içine onu da dahil ettik.

Bir diğer yatırım olarak geçen sene endüstri 4.0 çalışmalarına başladık. Bütün makinelerimizin sensörler aracılığıyla hızını, bastığı işi, ne süratle bastığını cep telefonundan dahi izleyebiliyoruz.

Biz zaten ERP programı kullanıyorduk ama harici başka bir yazılım ile üretimde veri izleme ve büyük veri toplama çalışması yapıyoruz. Makine başı verimlilik takibi yapılıyor.

Geçen sene yatırımlar yaptığımız verimli bir seneydi. Kriz olan bir sene olması bizi bugüne kadarki misyonlarımız ve hedeflerimizden saptırmadı.

Türkiye’de sektörümüzün yaptığı en büyük hatanın yeni yatırım yapayım, işler gelsin diye borca girmek olduğuna inanıyorum. Evet iş geliyor ama doğru fiyatta gelmiyor. O yüzden sektörümüz çok sıkıntılı dönemler atlattı ve hâlâ ciddi sıkıntılar içerisinde.

Biz yatırımlarımıza bu gözle bakmadık. Bugünkü satış şartlarımızla onu finanse edebiliyor muyuz diye baktık, yeni iş gelir de bunu öderiz diye düşünmedik. Böylelikle sağlıklı bir büyüme gerçekleşti.

Borç kamburuyla gitmiyoruz diyorsunuz…

Değerlerimiz oturdu, yatırımlarımız da büyük oranda bitti. Yani 2016’da kapasiteyi arttırdık 2011’de entegrasyonu tamamladık 2013’de bu binaya taşındık. Alanımız büyüdü. Burası 9 bin metre kare. 2016’da hemen bir hat daha kurduk. Onun da meyvelerini 2017-2018 yıllarında aldık.

Kaç ofset hattınız var?

Üç hattımız var ve hepsi de 6+Lak Komori. İkisi 70×100, birisi 50×70. 70×100’lerden biri UV tertibatlı ve soğuk varak baskı kabiliyetli. Komori’lerden memnunuz. İyi senkronizeler, kalibrasyonları birbiri ile tam uyumlu.

50×70 makinemizi kısa tirajlı işlerde kullanıyoruz. Dijitale baskı yatırımı yaparsak onu da 70×100’e döndürebiliriz.

Bundan sonrası için büyüme planlarınız nedir?

Bundan sonraki yatırımlarımız nitelik arttırıcı yatırımlar olacak. Eski makinenin yenisi ya da trend olanı varsa o yönde yatırım yapacağız. Burada 9 bin metre karedeyiz. Bıçak kemiğe dayandı ama 20 bin metre kareye çıkmayacağız. Nitelikli iş yapıyoruz, var olan kapasitemizi satmanın derdindeyiz. Bizim yaptığımız işin gerçekten bir tadı var. Tıpkı iyi bir aşçının el tadı gibi, o giderse restorant da gider hani. Biz o tadı şubeleşerek, aşırı büyüyerek bozmak istemiyoruz.

Rekabet yapıyoruz ama agresif rekabet yapmıyoruz. Sektörü sıkıntıya sokan konu da agresif rekabet. İhaleli hiçbir iş almamışızdır. Girmiyoruz, çoğu zaman uygun gördüğümüz meslektaşlarımıza paslıyoruz. Özellikle ihracat işlerinde büyük tirajlı işler gelebiliyor, o durumlarda paslaşıyoruz.

“PrintPark Global Packaging Alliance’ın 9. üyesi olarak küresel bir ağın parçası oldu ve çok lokasyonlu bir firma haline geldi”

Bir de bu senenin başında değişik bir gelişme oldu. Global Packaging Alliance’ın iş birlikteliğine kabul edildik. Dünya’da birçok farklı noktalarda, bizim gibi, özellikle aile işletmesi olan ve aile tarafından yönetilen şirketlerin kurmuş olduğu bir birliktelik. Amerika’dan Çin’e, Hindistan’dan Güney Afrika’ya 8 farklı lokasyondaki bir ağın parçasıyız. Dokuzuncu olarak biz kabul edildik. Dünya haritasına baktığınızda özellikle Ortadoğu bölgesinde bir boşluk vardı ve en doğru ülke Türkiye idi. Türkiye’de gelip birkaç firma gezdiler, bizi kabul ettiler.

Bu bizim için ihracatta iyi bir kazanım oldu. Çünkü uluslararası bir firma konumuna geldik. Bugün Türkiye’de yaptığım bir ambalajı Amerika’da da aynı kalitede yapabilen çok lokasyonlu bir firma haline geldik. Globalleşen dünyada ya firmanızı satacaksınız ya da böyle bir birliktelik içinde olacaksınız. Birlikteliğin uluslararası boyutta olması daha da iyi oluyor. İhracatta firmalar sürdürülebilir kalite anlamında buna çok dikkat ediyor.

Her şeyden öte dünyada yeni trendler çıkıyor bunları takip edebiliyoruz. İş ortaklarımızdan Çin’de olan firma dijitalde baskı hattı almış. Direkt gidip üretim müdürüyle, kalite müdürüyle toplantı yapabilecek konumdayız. Makineciden değil de kullanıcıdan göreceğiz. Her şeyiyle, satış birimiyle kalite birimiyle de bilgi paylaşımı var. Global Packaging Alliance 1997’de kurulmuş bir birlik, yürüyen bir sistemleri var. Türkiye’den birini istemeleri hoş oldu. Bizim seçilmemiz bize göre daha hoş oldu.

Bu iş birliğinin bizi asıl heyecanlandıran kısmı da Know How paylaşımı. Meksika, Brezilya, Polonya, İsviçre, Almanya gibi birçok ülkenin karton fiyatlarından satış fiyatlarına kadar verilerini takip edebiliyoruz.

Fiyatlarda standardizasyon var mı?

Yok, herkes bağımsız. Uluslararası bir marka Türkiye’de fabrika açarken bunu göz önüne alıyor. Ambalajı da ucuza alırım, işçiliği de ucuza olur diye açıyor. Her ülkenin değişkenleri olduğu için fiyat bağımlı değil.

Size ne kadar hacim kattı bu birliktelik?

Şimdilik çok yeni. Ocak’ta geldiler, Şubat’ta karar çıktı ve Şubat sonu imzalar atıldı. Üç ay ölçüm yapılabilir bir zaman değil ama önümüzdeki yıl bunu ölçebiliriz.

MGI’ın bunda katkısı oldu mu?

Bence oldu. Üretim tonajı açısından çok dev bir firma değiliz, bizden çok daha büyükleri var ama bizim vizyonumuz çok daha büyük. Dolayısıyla bu çok yeni bir teknoloji. Grup içerisinden de bu teknolojiye giren tek firmayız. Üstelik dünyada da çok sınırlı. Bu yatırım da trendleri takip ettiğimizi göstermiştir. Bu büyük bir risk ve riskli bir yatırım. Handikapları var. Makine firmalarının da bu konuda yaklaşımları iyi. MGI da bu konuda gerekeni yaptı. Makineciler makineyi satmaktan ziyade makineyi nasıl çalıştırdığınıza bakıyor. PrintPark’tan gelecek numuneleri Fransa’daki vitrinine koyacak, ona bakıyor.

Global Packaging Alliance heyetinin yorumu şu oldu: “Güzel firmalar gezdik, hepsi kendi işinde çok iyi. Ekipmanları daha iyi olan firmalar da var ama sizin vitrininiz daha kuvvetli çıktı. İş sırf makineyle de bitmiyor. Orada Know How olayı çok önemli. Biz, bağımsız bir aile olarak arkamızda bir güç olmadan Know How’ımızla yaptık. Dolayısıyla bizim üretimimiz de vitrinimiz de güzel, bizi tanımlıyor.

Siz yurtdışı fuarlara da katılan ilk firmalardan birisiniz.

Bizim pazarlama ekibimiz yok. Biz fuarlara katılırız. Türkiye’de tek fuara katılıyoruz: Avrasya Ambalaj. Yurt dışında da 2009 yılında şimdiki halimizden çok daha ufak bir firmayken Monaco’da lüks ambalajın evi, buluşma noktası Luxepack fuarına katıldık. Çok büyük maliyetlerle, hiçbir Türk firması yokken cesaretle katıldık. Fuarlar yalnızca iş alma noktaları değil, insan kendinin nerede olduğunu da görüyor, stratejisini belirliyor. Özellikle bizim gibi pazarlama faaliyeti olmayan bir firma olarak ziyaretçilere böyle bir firma da var dedik. İlgili firmanın da üretimle ilgili bir sıkıntısı varsa çözüm oluruz demek için katıldık.

Biz hiçbir zaman fiyat için gelinen bir üretici olmadık. Görüşmelerde de ilk, ‘sıkıntınız ne, kalite mi, yenilikçilik mi, servis mi ya da fiyat mı’ diye sorarız. Fiyatla alakalı araştırmaya giren müşterilerden daha baştan müsaade isteyebiliyoruz. Bu demek değil ki biz pahalı satıyoruz. Öyle bir şey değil. Denedik, fiyat odaklı bir üretici olamıyoruz. Olduğumuzda, bir müddet sonra, o mekanik yapıdan rahatsızlık duyuyoruz.

Pazarlama ekibinizin olmadığını söylediniz yurtdışından işi nasıl alıyorsunuz?

Pazarlama ekibimiz yok ama satış operasyon ekibimiz var. Fuarlara da o ekiplerle gidiyoruz müşterileriler o ekiplerle toplantı yapıyor. Fuarlarda bize gerçekten ilgi göstermiş bir firma varsa gidip konuşuyoruz. Satış destek diyoruz biz ona, onlar yürütüyor bu faaliyeti.

Bu fuarlar için devlet yardımı alıyor musunuz?

Evet, fuarlarda Ekonomi Bakanlığı’nın desteklerini alıyoruz. UR-GE (Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi) projeleri var. Fuarlara iki katılım şekli bulunuyor; bir ülke bazında bir de bireysel katılım. Milli katılımda toplu gidiliyor, devlet ihracatçı birliği stantları alıyor dağıtıyor, standart bir şablon üzerinde fuara daha kolay hazırlanarak gidiyorsunuz.

Biz bugüne kadar katıldığımız fuarlara%90 bireysel katıldık. Bir kurumsal kimliğimiz ve marka değerimiz var. Avrupa’da bunun için uğraşıyoruz. Standımızın da ona uygun olması lazım. Biz o anlamda ezber bozuyoruz. Türk olduğumuzu çok zor anlıyorlar. Bize İtalyan, Fransız firması olarak yaklaşılıyor. Sonra Türk olduğumuzu söyleyince sevinen de var üzülen de. Sevinen, bunu bir Türk yapabiliyorsa daha uygun olur diye düşünüyor. Sevinmeyen kısım da ezberlerini bozmak istemeyen firmalardan oluyor. Onlar fiyata da bakmıyor, ucuzluk da fark etmiyor o noktada.

Biz fuarlar için hep ön ayak olduk, KASAD üyesi meslektaşlarımızla da katıldık çünkü ihracat ne kadar çok yapılırsa o kadar iyi. Doğru bir şekilde yapılırsa büyüyen bir güç. Yeter ki o firmaları Türkiye’den alış pozisyonuna getirelim. Öyle olduğu zaman benim ötekine de satmam kolaylaşıyor. O yüzden büyüyen bir güç. Türk İhracatçılar Birliği’nde UR-GE grupları var. Alım heyetlerine gidildi, İngiltere’de Almanya’da en son Fas’ta. Bunlar gerçekten güzel şeyler. Devlet aslında gerçekten destekliyor bazen biz istemesini bilmiyor, güzel koordine olamıyoruz.

İhracatınız en çok hangi ülkelere, hangi sektörlere yoğunlaşıyor?

Hollanda, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin yer aldığı Batı Avrupa. Sektör olarak kozmetik, gıda, çikolata ve özellikle içki sektöründe çok iyi iş yapabiliyoruz. İhracat yaptığımız ülkenin üretici ülke olması lazım, öyle bir kapı komşumuz yok. Onun için Batı Avrupa daha kolay çünkü satın alma gücü var, üretimi, markası var.

Ben parfüm kutusu satıyorum onu satmak çok zor ama parfüm satmak daha kolay. Kozmetik müşterim 160 ülkeye ihracat yapıyor. Bitmiş ürününü Tanzanya’ya kadar satabiliyor. Ben Tanzanya’ya kutu satamam çünkü üretim yok. Dolayısıyla çok da büyük coğrafik yelpazemiz yok o anlamda. Komşu ülkelerde sıkıntılar var. Biz İran’da devlet desteğiyle ofis açtık bir sene sonra gelen yaptırımlar sonrasında kapamak zorunda kaldık. Suriye’nin durumu ortada, Irak da öyle. Yunanistan, Bulgaristan keza öyle.

Bizim üreticilerin de çok hatası oldu tabii. Mesela Bulgaristan’da 10 sene öncesine kadar karton ambalaj üreticisi firma yoktu, tüm kutularını Türkiye’den alırlardı. Bazı firmaların yaptığı hatalar yüzünden orada ciddi bir karton ambalaj üretimi başladı. Hala birkaç müşterimiz var ama önceden %100’ünü buradan alıyorlardı.

PrintPark’ın cirosu hep büyüme yönünde

Son 3-5 senelik süre içerisinde PrintPark’ın ciro, üretim kapasitesi ve satış grafiği nasıl?

Artış eğiliminde. 2016 yılında kapasite arttırdık. Ondan sonra ciromuz da ciddi oranda arttı. Burada ölçmeyi doğru yapmak lazım. TL bazında bakılırsa, inanılmaz, %300’lerin üzerinde büyüme gözükse de döviz bazındaki büyümeye bakmak lazım. O anlamda da iyiyiz. Dövizde de yine piyasanın da, ülkenin de büyüme oranından daha fazla büyüdük.

Önünüze baktığınızda durum nasıl?

Bu sene de iyi gidiyor, bütün donelerimiz oturdu. Daha stabil bir hale geldik hem ekibiyle hem de ekipmanıyla. Şu an bugüne kadarki en güçlü olduğumuz halimizdeyiz. Global Packaging Alliance ile ve yeni makinelerle önümüzün açık olduğunu düşünüyorum. Büyüme gelecektir, bu sene de büyüyeceğiz. Şu anki veriler bunu gösteriyor, bir zeval olmazsa.

İlk dört ay büyüyerek gittik. Çok hayalci olmayan doğru hedefler koyduğumuz için erişmesi çok zor olmuyor. Ciro odaklı bir firma olmadık, bir önceki seneki işle aynı işi yapsak da mutlu olan bir firma olduk.

ProCarton’da iki kere ödül kazandık. 2009’da ilk ödülü kazandık. 13 yıllık bir yarışmaydı bir tane kazanan Türk firma yoktu. Yarışmaya katılan yoktu. 2016 yılına geldik o zamana kadar da kazanan Türk firması yoktu, 2. kez kazandık. 20 yılda Türkiye’ye iki ödül geldi ikisi de bizim.

Şimdi herkes bilinçlendi her sene finalistler, ödül sahipleri çıkarır hale geldik ama bu son üç senede oldu. Eğer bir yola çıkıyorsanız dünya trendlerini takip edip onlarla rekabet etmeniz gerekiyor. Ne yazık ki pis rekabet kimseye bu fırsatı vermiyor. Yanlış bir üretim yanlış bir kapasite kullanımı var. Dolayısıyla güçlü firmalar çıkmıyor.

Geçen seneki ilk beş ayla bu seneki ilk beş ay arasında bir fark var mı?

Artış var. İhracatımızı %3 oranında arttırdık. %40’tan %43’e geldik. İhracatta artış potansiyelimiz var bundan sonra da olur. Zaten oranı %50-50 gibi düşünüyoruz. %70 ihracat %30 iç pazar da çok sağlıklı değil. Böyle de çok zor duruma giren firmalar oldu. Dericilerin hepsi Rusya’ya ihracat yapıyordu, dolar geliyordu, çok güzel. Bir siyasi kriz oldu, bitti. Büyürken bunları da düşünmek gerekiyor. Mesela biz bunlara da dikkat ettik. “Bize büyük” diyerek çekildiğimiz iş oldu. Üretim kapasitemizin büyük kısmını doldurmasını istemedik. Ayrıca üretimimizi karton ambalajda sınırladık. Matbaalar kart da basardı, broşür de basardı. Biz 2000’li yıllarda yalnızca karton ambalaj basıyoruz dedik. Aynı müşterinin 1 milyon adet broşürü olsa da yapmadık, yapmıyoruz. O anlamda ne yatırım yaptık ne de o işlere kafa yorduk çünkü güç bölünmesi yaşamak istemedik.

Bir tasarım ekibi var mı? Burada müşteriye nasıl hizmet veriyorsunuz?
Ambalaj tasarımı ekibimiz var, grafik tasarım ekibimiz yok. Müşteri bizi bilgilendiriyor, biz de ona prototip hazırlayarak çözüm üretiyoruz. Geçen sene 3 boyutlu yazıcıyı devreye aldık çünkü müşterilerin elimizde ürünü yok ona kutu yapıyoruz. Bazen onlardan ürünün çizimini alıp 3D baskı yapıyor, ürünü de ambalajı da gösteriyoruz.

Malzeme konusunda bir sıkıntı yaşadınız mı?

Hayır, bir sıkıntı yaşamadık, 45 yıllık bir firmayız. Büyüme sürecinde geride hiç ayak izi bırakmadığımız için her yerde kredimiz çok iyi.

Yazar: admin

Bir cevap yazın